Lilypie First Birthday tickers

Lilypie Third Birthday tickers

Pages

Monday, September 24, 2012

Ayın Kitapları


ŞANS MÜZİĞİ-PAUL AUSTER


Daha önce anlatmıştım.Paul Auster'la tanışmamız ortaokuldaki resim öğretmenimiz yüzünden oldukça geç oldu ama çok şükür temiz oldu:) Kendimi gaza getirmek için her işi bir projeye dönüştürme eğilimindeyim ya bu ara (her zaman işe yaramasa da) Auster Külliyatını hatmetmeyi de proje olarak ele aldım.30'uma girmeden bitirmeyi planlıyorum.Çok geride kalmışım çoook..Proje falan deyu deyu ancak yetişirim:))Şans Müziği Auster'ın okuduğum ikinci kitabı ama ilk romanı..İlk olarak Kış Günlüğünü okumuştum,otobiyografiydi.Çok sevmiştim.Buna da bayıldım..Bir solukta okudum...Koca yazı tek sayfa çevirmeden geçiren bünyeme ilaç gibi geldi...Hani öyle olur ya bazen. Bir süre hiçbir şey okumazsın.Okumaktan soğursun.Öyle bir kitap okusam ki tekrar kitap okumayı sevsem dersin. Bu kitap öyle bir tat bıraktı bende.. Yol hiç bitmese,okusam okusam okusam hep okusam dedim..''Mirasyedi itfaiye eri ve serseri kumarbazın tesadüfen karşılaşmasıyla gelişen olaylar'' desem güzel bir hikayeymiş gibi gelmez size ama..Öyleydi gerçekten.. Sürükleyiciydi, samimiydi, basitti, güzeldi... Ah Jack Pozzi ah..Ne sevimli karakterimizdin sen..
SUNSET PARK-PAUL AUSTER                                                                                                         
                                                                                                     
Şans Müziği'nin tadı damağımdayken Sunset Park'ı da aradan çıkarayım dedim.''Neden Timbuktu'yu Leviathan'ı falan değil de Sunset Park'ı?'' derseniz, cevap vermek yerine kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını okurum size:''Sevginin gücüne, kaybetmenin acısına, pişmanlığın ve öfkenin yarattığı dinmek bilmez sızıya dair unutulmayacak bir hikaye..'' Sizce de yeterince etkileyici değil mi? Etkilendim ben de.. Aldım..Bitirdikten sonra da şuna karar verdim. Ben olsam o tanıtım cümlesini şöyle bitirirdim.' ....ya dair etkileyici bir hikaye...'' Yani evet etkileyici ama 'unutulmaz' da değil bence..Geçen hafta okumuştum misal ben,unuttum gitti...Gerçi  daha bu satırları yazmaya başlayalı yarım saat olmuşken, Melis 3 kere ağlayarak uyandı, su içirip, emziğini verip, azıcık sallayıp,tekmeleyip durduğu battaniyesini üstüne örtüp geldim.Aklımda 'Sabaha kadar daha kaç kere aynı şeyi yapacak, -dün gece olduğu gibi - bu gece de mi uyuyamayacağım?yoksa,yoksa uyuyabilecek miyim?Uyursam kaç saat uyurum?'Çocuklar kesintisiz uykuya ne zaman geçer? bu diş işi ne zaman biter? Yangın var diye bağırsam komşular uyanır mı?Kendimi camdan atsam kalıcı hasar oluşur mu? gibi sorular varken akşam ne yediğimi bile unuttum ben; Miles Heller'le Pilar Sanchez'in hüzünlü aşk hikayesini mi hatırlayacağım?Taam Pol taam.Kitabın unutulmaz ama ben unutkanım bu ara..Üzülme bak, cidden sorun sende değil bende..
Not:Bu da ''Ayın Kitapları Köşemi Nasıl Murdar Ettim?'' procesi olsun bari :)))

Sunday, August 26, 2012

Çok mes'udum!

   Fotoğraf çekmeyi hep çok sevmişimdir.Çocukluğumdan beri.Üstüm başım iyiyse,keyfim de yerindeyse çektirmeyi de severim.Ama Melis doğana kadar fotoğraf çekmenin/ çektirmenin benim için sanatsal bir değeri yoktu. Güzel fotoğraflar çekmek için değil anı olsun diye fotoğraf çekiyordum sadece.
   Kadraja girmiş koca bir su şişesinin, belediye logolu eşşek kadar bir çöp konteynırının, açının beyyyle, perspektifin eyyle olmasının benim için hiçbir önemi yoktu. Aynı kareyi tekrar çekmemin tek sebebi de birinin gözünün şaşı, ağzının yamuk çıkması falan olurdu. Gülümseyin çekiyorum. Gülümseyin ama mutlaka.Bitti. Benim de sanat anlayışım buydu:))
    Ama anne olunca insan hayata bambaşka bir çerçeveden bakıyor. Her anlamda..Yaşamdan, yemekten, uykudan, boş zamandan, keyiften, endişeden anladığın her şey değişiyor. En önemli şeyler önemsizleşiyor.Yeryüzünde hepi topu 50 santimetrekare yer kaplayan bir varlık hayatının merkezine gelip oturuyor. En kıymetlin oluyor.
  İşte Melis de doğunca ben her şeyin en güzeli onun olsun istedim. Giysilerin en güzeli,sonra oyuncakların, kitapların, sütle geçen yemeklerin,sonra direkt yediği yemeklerin, meyvelerin, doğum günlerinin, diş buğdaylarının, anıların, fotoğrafların her şeyin her şeyin en güzeli benim yavrumun olsundu.İmkanlarımız dahilinde tabii..
  İşte bu sebeple gelip gidip Serkan'a bulaşır oldum.'Bir fotoğrafımda daha pikseller ağlıyor bak.Fotoğraf makinesi mi alsak?Bak ne diyeceğim, fotoğraf makinesi alalım mı biz? Ne yapsak makine işini? Hangi marka alsak ki? Ne zaman alacağız şu makineyi? Almıyor muyuz? Alalım.Alalım da alalım..
    Sonra da işteeee:Çalışan kazandı, elmam kızardı..Evimin direğü Serkan Beyefendi,bakın dün elinde neyle geldi...




  Aldım o makineyi.Allah'ım Allah'ım çok şükür!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...