Lilypie First Birthday tickers

Lilypie Third Birthday tickers

Pages

Showing posts with label kitaplar. Show all posts
Showing posts with label kitaplar. Show all posts

Sunday, May 5, 2013

Ayın Kitapları

1.SINIRIN GÜNEYİNDE,GÜNEŞİN BATISINDA - HARUKİ MURAKAMİ

kaynak idefix
  Bir vakitler yine bu ayın kitapları bölümünde siz ne okuyorsunuz hanımlar demiştim de 2-3 kişi cevap vermişti hani, hatırlar mısınız?İşte bunlardan biri de Tuba'ydı. Haruki Murakami'nin 1Q84 adlı kitabını okuyorum demişti.Adını ilk o zaman duymuştum bu yazarın.Sonra kitap bloglarında  karşılaştım.Kitapçıya gidip bakınca 1Q84'ün ebatlarından gözüm korktuğu için Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında ile başlayayım dedim.Çünkü en ince kitabı buydu (Bkz Düz Adam:))
Kült yazar diyordu yazarın hayatını okuduğumda.
Bir hikaye anlatıyorsun, sonu mutlu biterse klasik yazar oluyorsun ama abuk subuk biterse,ya da bitmezse çünkü sonunu yazasın gelmezse, öyle havada bırakırsan  kült oluyorsun. Bir de tabii gizemli karakterler lazım.Onlar öyle bir görünüp kaybolmalı, okuyucuda merak uyandırmalı amma  sen merakı doyurmamalısın.Türk bir yazar yazsaydı eminim karakterler iyi oluşturulmamış derdim, O Şimamoto neydi öyle arkadaşım? Bir açıklasaydın merakımızı giderseydin derdim ama şimdi bu Haruki Bey kült olduğundan saygı duymaktan başka çarem yok.Sorgulamaya kalkarsam çok avam görünürüm ki bunu hiçbirimiz istemeyiz değil mi sevgili okurlarım?Her neyse bakmayın böyle konuştuğuma,sınırlı  sayıda kült edebiyat tecrübemle (Gönülçelen,Otomatik Portakalla falan) ancak bu kadar yorumlayabiliyorum.
Sonuç olarak kitabı çok sevdim ben.Bunun da beklentiyle alakalı olduğunu düşünüyorum.Ben daha zor kafa karıştıran bir kitap olduğunu düşünürken gayet basit bir dille yazılmış güzel,ilginç bir hikaye olduğunu gördüm.Çok da kafa yormadan bir-iki günde bitiriverdim.Tavsiye ederim.

2.İMKANSIZIN ŞARKISI - HARUKİ MURAKAMİ

kaynak idefix

İlk kitabı kısa sürede okuyup bitirince yazarın diğer kitaplarına bakınmaya başladım.Ekşi sözlük ahalisinin yorumlarına güvenerek İmkansızın Şarkısıyla devam etmeye karar verdim.
Bu kitabı da severek okudum.Ama sevmediğim gereksiz bulduğum yerler de yok değil.Ana karakter Vatanabe adında bir üniversite öğrencisi.Neden herkesle yatmak zorundaydı bilmiyorum.Kitabı okumayanlar vardır diye pek kitap içeriğinden bahsetmem genelde ama Reiko'yla bile yatar mı insan yahu?Nefret ettim oğlandan.Gerçi doğru yolu buldu sonunda.Takdir ettim ben de.Kitap güzel,karakterlerin hepsi ayrı bir derya.Ama bana göre aman aman, illa okunası bir kitap değildi açıkçası.Bu da beklentiyle alakalı.Süper olmasını beklemiştim çünkü..
Kıyaslamam gerekirse şu anda okumakta olduğum Yaban Koyununun İzinde daha ilginç ilerliyor.Bundan sonra da Sahilde Kafka'yı okumayı planlıyorum.

4.AKIL VE TUTKU- JANE AUSTEN


İngiliz Edebiyatı okuma projem kapsamında da Jane Austen'dan Akıl ve Tutku'yu  okudum.Geçen ay okuduğum iki romanını da daha önce (orta okuldayken) okuduğum için neyle karşılaşacağımı biliyordum ama bu romanın sonu beni çok şaşırttı.İçerik de diğer iki romandan biraz farklıydı.
Jane Austen küçük bir yerleşim yerinde İngiltere sosyetesinden uzak, kalabalık bir ailede kız kardeşleriyle sessiz sakin yaşamış.Dolayısıyla da  dönemin siyasi,sosyal olaylarından uzak kalmış bir yazar.Bu yüzden de kitaplarında taşrada yaşayan, kalabalık kız kardeşlerden oluşan ailelerin basit hayatlarını anlatıyor.Romanlarında genellikle kızlardan küçük olan bir kaçı silik ya da aptal, büyük olan kızlar da zeki , güzel ve asil oluyor.Bu kitap da diğerleri gibiydi o açıdan.Farkı bu ailenin babasının hayatını kaybetmiş olması, üvey ağabeylerinin yengenin etkisi altında kalarak kızlardan uzaklaşması, diğer erkek karakterlere de öbür kitaptakilere göre daha az yer verilmesiydi.Kadınlar, onların aşkları, umutları, hayal kırıklıkları,rekabetleri üzerine bir kitaptı yani.Çok çok sürükleyici değilse de ben klasik edebiyat sevdiğim için severek okudum.

Sunday, March 24, 2013

Ayın Kitapları

İki ayın kitapları yani..O yüzden biraz uzun. Birazcık yahu..Hemen kaçmayın:))Akıcı bir dille yazdım.Teşbih ve İntaktan, mübalağadan, tecahülü ariften uzak durdum.Sonracığıma yer yer monologlar var.Ne bileyim?Ne bileyim?

1.EMMA- JANE AUSTEN

 Geçenlerde aklıma takılmıştı.Üniversitede o kadar İngiliz Edebiyatı dersi okudun, tek bir İngiliz klasiğini doğru düzgün okumadın Nuray dedim kendi kendine 'hep sağdan soldan not topladın,özet okudun,filmini izledin,tiyatroya bile gittin ama okumadın.Utanmıyor musun?'dedim 'Utanıyorum' dedim.'O zaman bari Türkçesini oku' dedim.'Tamam' dedim.Ve hemen bir liste yaparak İngiliz Edebiyatı okumalarıma başladım.İlk olarak Emma'yı seçtim.Çünkü Jane Austen'ı ortaokuldayken level'li readerlar olurdu ya hani,işte onların advanced'inden okumuştum,hikayeyi biliyordum yani..Aldım, sömestrda kıvrılıp kıvrılıp okudum.Sonunda kimin kiminle ne olacağını bildiğim için bir an önce sadede gelsin istediğimden bana çok uzun geldi bu roman. Bazen Miss Bates'le Mrs Elton'ın boş gevezeliklerinden bıktım usandım.Ama sonuna kadar azimle okumaya devam ettim tabii.Kitabı gece yarısı bitirince ekşi sözlüktü yorumlardı derken kendimi BBC'nin çektiği Emma dizisini izlerken buldum.Sabaha kadar dizi izledim.Pişman mıyım?Kesinlikle hayır.Çünkü anneler hiç uyumadan da yaşayabilir:)
2.AŞK VE GURUR - JANE AUSTEN
Emma'yı Can Yayınlarından almıştım.Bilirsiniz ki kendilerinden çıkan kitaplar pek pahalıdır. Emma'ya 28tl bayılınca 'Dur dedim Nuray; etin ne, budun ne? Bırak Can Yayınları'nı, daha ucuz bir yayın evi bul' dedim.Tuttum Altınbilmemne  diye bir yayınevinden Aşk ve Gurur'u aldım.Aslında kapağından anlamalıydım ne kadar özensiz basıldığını.Çünkü Kitap 18.yüzyıl İngilteresinde geçiyor ama kapakta 2000li yıllardan bir delikanlıcık var.Büyük ihtimal Balıkesirli'dir kendisi.Zira kitap orada basılmış:)Kitabın adını Aşk ve Gurur görünce cool oğlanı dayamışlar kabına:)İşte ben mesajı alamayıp 10 lirayı verdim,akıllılık ettiğimi sanarak kitabı da çantaya attım.Ancak ilk sayfadan başlayarak öyle büyük imla hataları, öyle saçma bir çevirisi vardı ki,her sayfayı kendi kendime söylenerek okudum.Bu hikayeye bayılırdım oysa.Bütün okuma hevesim kaçtı çevirisi yüzünden.Ucuz etin yahnisi mi diyeyim ne diyeyim bilmiyorum.Neyse en azından bundan sonra çevirmenine yayın evin falan  dikkat ederim :)Size de tavsiyem eli yüzü düzgün bir yayın evinden bu kitabı alıp okumanız.Her ne kadar Jane Austen yarattığı karakterler içinde en sevdiği kahramanın Aşk ve Gurur'daki  Elizabeth  değil, Emma'daki (!) Emma olduğunu söylese de ben gururlu ve ön yargılı Lizzy'ciğimi, saftirik zengin kızı Emma'ya 10 kez tercih ederim:)

3.SANA SOYUNDUM - SYLVIA DAY
Tamam çoluk çocuklu kadınım yakışıyor mu bana ama ...Boyu bosu devrilesi Mr Grey yüzünden erotik romans kavramıyla tanıştığımdan ve de  'Grey'i beğenen bunu da beğendi hemi de çok' yorumları yüzünden bunu da okudum.
   Aslında baştan çok itici geldi çoğu şeyin  Fifty Shades serisine fena halde benzemesi.Hatta benzemeyen yerlere bile gıcık oldum :'Sırf ona benzemesin diye tam tersini yazmış Sylvia Teyze' dedim ama bunlar  bir günde okuyup bitirmeme engel olmadı tabii :D..Sürekli bir kaçmalar kovalamalar...Sonracığıma aşktır, kıskançlıktır, tutkudur, püsürsür derken sonuna geliverdim..




4.REFLECTED IN YOU- SYLVIA DAY

Çok da bayılmadım dedim ama başlamış da bulundum seriye..Merak ediyordum nolucak bunların hali diye....Baktım internetten pdf olarak indiriliyor.Elime mi yapışır ayol indirip  okusam dedim.İndirdim. Okudum.Bitirdim. Ve bayıldım. Grey Mrey hikaye Cross Bey oğlum dünya ahiret biraderim olasın(kocam okur falan diye önlemimi alayım da aman): adamın dibisin şeker kardeşim:)Go Cross Go..
Bu ikinci kitap henüz Türkiyede yayınlanmadı bu ayın sonunda çıkacak deniyor .Üçüncü kitap da 4 Haziranda çıkıyormuş..Heyecanla beklemekteyim..






5.UĞULTULU TEPELER- EMILY BRÖNTE

Bu kitapla tanışmam lisedeyken bir gece yarısı TRT 2'de izlediğim bir film sayesinde olmuştu. Ralph Fiennes oynuyordu hiç unutmam.Unutmam tabii çünkü defterime not almıştım filmin sonunda cast akarken.Hem de niye biliyor musunuz?Kim 500 Milyar İster de sorulur diye.Böyle tuhaflıklarım vardı evet.Ama gülme ey okur o zaman Google mı vardı?Bilgi kolay ulaşılmadığı için kıymetliydi..Hele benim gibi doğuştan meraklılar için her bir bilgi kırıntısı paha biçilemezdi.
 Her neyse filmi izleyince ertesi gün koşa koşa gidip İngilizce Örtmenime anlatmıştım.O da üniversitedeyken kitabını okuduğunu söylemişti.Ben de mi okusam dedim ama üniversitede nasılsa okunuyormuş diye acele etmedim.Kısmet bugüneymiş.Üniversite bittikten 8 yıl sonraya.Çok çok etkileyici bir hikaye.Kendisinden önce okuduğum Jane Austen romanlarıyla ilgisi yok.Hem karabasan gibi hem değil gibi.Tuhaf bir atmosfer.Karakterlerin hepsi ayrı ayrı ilginç ama Heathcliff edebiyat tarihinin bence en unutulmaz karakteri.Ben daha çiçekli böcekli hatırlıyordum nedense hikayeyi,o yüzden okurken biraz daraldım ama yine de kısa sürede bitirdim.Mutlaka okumak gerek diye düşünüyorum.


6.RUHUNDAKİ ZEHİRLE YÜZLEŞ -  TESS GERRITSEN

Tess Gerritsenin peynir ekmek gibi satmaya başladıktan sonra, kitapları daha yüzeysel olmaya başladı gibi geliyor bana.Yine polisiye, yine bir gizemi çözmeye çalışırken birbirine aşık olan güçlü iki karakter. Ama tabii yine merak uyandıran ve kolayca okunan bir roman..Bir iki günde bitti.Biraz sabun köpüğü gibi geldi bana.Okudum ve unuttum.Konusu: Bir adam uyuşturucu bağımlısı olan üvey kızını mı arıyordu neydi. Amaaan unuttum gitti:)




7.MASUMİYETİN İÇİN SAVAŞ - TESS GERRITSEN

Bu diğerinden biraz daha etkileyici bir hikayeydi.O yüzden nerdeyse tamamını hatırlıyorum.Pek yapmam ama bunu ıspatlamak için şimdi size konusunu anlatacağım:)
Bir gazetede çalışan ve gazetenin sahibiyle yasak aşk yaşayan Miranda'nın, adamın onun evinde ölü bulunmasıyla bir numaralı katil zanlısı olması ; masumiyetini ıspatlamaya çalışırken rahmetli (!) eski sevgilisinin erkek kardeşiyle yakınlaşması ve katilin Ahmet Ümit romanlarındaki gibi hiç beklemediğimiz birinin çıkması anlatılıyor..

Gayet kolay okunan güzel bir kitap..


Buraya kadar okuyan varsa 3 kere kapıyı tıklatsın..Ay dur ya da tıklatmasın..Korkarım şimdi gece vakti. Hem Melis de uyanır neme lazım:)

Tuesday, January 29, 2013

Ayın Kitapları

1.BİR SORU BİR AŞK -DAVID NICHOLLS

Kendimi kahramanıyla özdeşleştiremediğim romanları pek sevemiyorum.Bu kitaptaki oğlan da öyle şapşal öyle beceriksizdi ki onu da hiç sevemedim.(Şapşal ve beceriksiz değilim demeye mi getirdim ne inceden inceden:)) Her neyse oğlan baştan beri alıktı, olsun dedim, daha üniversiteyi yeni kazandı,  büyüyüp serpilecek, gelişip akıllanacak dedim, çok genç daha;  kanı deli akıyor, zamanla düzelir dedim. Bir abla olarak istedim ki sonu Bir Çirkin Betty olsun, bir Kezban Pariste olsun, Bir Emel Acarla beni baştan bıdıbıdı olsun nebiliyim.Ama yok..Sanki duvara konuştum..Neyse hiiiç anlatmayayım ayrıntısını..Sinir oldum çok ama sıkıcı falan değil aslında.Ben oğlana şahsi garezimden beğenmedim diyorum.Alın okuyun siz.Bir de çevirisinde biraz problem var sanki pek akıcı değil, böyle çeviri çeviri kokuyor:))Demedi demeyin..

2.KUYUCAKLI YUSUF - SABAHATTİN ALİ

Bu kitabı bu  kadar geç okuduğum için de, satın almayıp başkasından ödünç aldığım için  de çok pişmanım.Sabahattin Ali romanlarının adında mı bir şey var kabında mı bilemiyorum ama beni hiç çekmemişti şimdiye kadar.Oysa okuduğum iki kitabı da öyle muhteşemdi ki..Hele Kuyucaklı Yusuf..Mutlaka okunmalı mutlaka..







3.BİR YUMAK MUTLULUK- DEBBIE MACOMBER

Tamam çok fazla bir şey beklemiyordum.Debbie Macomber kitapları kadın programları gibiydi.Canın sıkıldığında yapacak bir şey yoksa okunur, keyif de alınırdı üstelik. Ama bu kitap keyif vermek bir yana ,benim resmen ömrümü yedi..Yarabbim o ne maddi sıkıntılar, o ne aldatılan/terk edilen kadınlar, o ne dengesiz adamlar...Kabına öyle pofidik kedicikler, yumaklar, çizgili tenteli dükkanlar koyunca ben de hakikaten mutlu olacağız sandım.Nerdeee..İçim şişti içim..Yazan teyzeye de hem üzüldüm hem kızdım..Kadınceğiz klişe olamamak için uğraşmış didinmiş, ''öyle sandığınız kadar pollyannacı değilim'' diye kadın kahramanları türlü türlü dertlere gark etmiş sonra da nasıl çözeceğini bilememiş bir tane peri baba uydurmuş..Vallahi bakın..O mübarek Peri baba peri tozunu serpiştirince dünya güllük gülistanlık oluverdi.Koskoca kadınsın  Debbie Teyze, kalıbından, kemik gözlüğünden utan..Böyle saçma son mu olur? Bir de orjinal almıştım üstelik tüm kitaplarını.Görürsün sen..Bak bundan sonra  Akmar'a gidip korsan almıyor muyum? Oh ne yazsan okuyor değil mi kerizler?Görürsün sen..

Wednesday, December 26, 2012

Ayın Kitapları

Yılın son iki ayının kitapları yılın son kitap kritiği bölümünde yerini alsın bakalım!

1.TRAVMA -STEVE HAMİLTON

Shantaram'ı okumamı tavsiye eden arkadaşıma çok güzeldi var mı böyle başka kitaplar demiştim?Bunu önerdi.Onunla pek alakası yok gerçi ama yine de güzel bir kitaptı. Küçükken başından geçen korkunç bir olay yüzünden konuşamayan bir gencin kendini kilitleri açmaya vermesi,sonra bu özelliğinin hırsızlar/ soyguncular tarafından  fark edilmesi ve çocuğun hayatının değişmesi anlatılıyordu.Sıkılmadan, kısa sürede okudum.



2.ASLA ARKANA BAKMA - TESS GERRITSEN

 Tess Gerritsen'le tanışıklığımız çok eski değil bildiğiniz gibi; 2 ay önce 2 kitabını okumuştum.Onları beğendiğim için bu kitabını aldım ancak hiç beğenmedim. Diğerlerine hiçbir açıdan benzemiyor. Onlar tıbbi gerilimdi, bu polisiyeydi. Onlar sürükleyiciydi, bu değildi.Çok fazla Amerikan tarihi bilgisi mi gerekiyordu neydi,bir türlü konuya hakim olamadım,yok Ortaklık,yok FBA,yok Vietnam bilememne..Hiç ilgimi çekmedi, sevemedim yani..E ben sevmediğime göre tabii ki kötü bir kitaptır, değil mi? (!!)Tavsiye etmiyorum o yüzden:)






3.BİR GÜN- DAVID NICHOLLS

Bir süre polisiye,gerilim falan okyunca şöyle hafif bir şeyler okumak istedi canım.Bu kitabı da basit bir aşk hikayesi sandığım için aldım.Kafa dağıtırım dedim..Ama hayır,hiç o kadar basit değildi...
   Çok, çok güzel bir hikayesi vardı.Kurgusu çok güzeldi, anlatımı..
  Üniversiteden mezun oldukları gün, 15 Temmuzda tek bir gece geçiren Dexter ve Emma'nın hikayesi ..Kitabın bölümlerinden her birinde sonraki  yılların sadece 15 Temmuz günü Emma ve Dexterin neler yaşadığı,başlarından neler geçtiği anlatılıyor.O günden yola çıkarak hayatlarındaki değişimleri öğreniyorsun,büyüyorlar, değişiyorlar,yaşlanıyorlar..Sen izliyorsun, gülüyorsun, hüzünleniyorsun..Edinburga  gidesip şöyle bir dolaşasın geliyor falan işte.
Zaten bu kitap okuma, film izleme işleri, insanın içine bir gitmek ateşi düşürüyor...Misal ben, Ejderha Dövmeli Kız Serisini okuyup İsveç'e, İncir Kuşlarını okuyup Saraybosna'ya, Shantaram'la Bombay'e bu kitapla Edinburg'a, Amelie'yle Fransaya, Serseri Mayınlarla İtalya'ya falan bir gidip gelmek istiyorum mümkünse..Öyle işte..


4.LEVIATHAN- PAUL AUSTER

30'uma gelmeden Auster Küllyatını bitirme projem kapsamında aldım, okudum.Çok da sevdim.Şu ana kadar okuduklarımın hepsi gibi bu da çok insancıl,çok sade bir romandı.Adı falan öyle çok havalı görünüyor, bakmayın.Tevratta adı geçen bir tür deniz canavarıymış Leviathan.Romanda iki kahraman var, ikisi de yazar.Bunlardan birinin  yazdığı ama tamamlayamadan öldüğü romanının adıydı Leviathan.Arkadaşı da rahmetliyle  nasıl tanıştığını,neler yaşadığını ve  neden öldüğünü anlatıyor bu romanda.Her zamanki gibi özgün,ilginç Auster kahramanları,içiçe geçmiş farklı yaşamların hikayesi..Kesinlikle tavsiye ediyorum,bunu da çok beğendim..

İşte böyle..Yeni yılda hepimiz süper yazarlarla, müthiş kitaplarla tanışalım inşallah!

İşte bunlar dışında bir de 1000lerce sayfalık Fifty Shades of Grey serisini okudum.Onları da burada anlatamayacağım artık.Ekşi Sözlükte Kezban Paratoneri diyor kitaplar için.Belli bir kültür seviyesinin altındaki kadınlar deli gibi okuyormuş güya.Burnumu yesin sözlükçüler.Alın,okuyun kızlar,tenhalarda kritik edelim.. kimse bad romance hakkımıza turrrp sıkamaz!!!Heheyt!!

Wednesday, October 31, 2012

Ayın Kitapları

Şimdi sıra geldi  bloğumun en az ilgi gören bölümüneee:))(Sanırım sadece Hatice okuyor:)
Açıkçası bence de birinin okuduğu kitapları anlatması çok sıkıcı.Ama ben biriktirmeyi çok seviyorum daha önce de dediğim gibi. Kaydetmeyi, not almayı,altını çizmeyi,üstünü çizmeyi seviyorum.O yüzden okumazsanız okumayın.Ben yazacağım arkadaş!!
Ekim, kitap konusunda bereketli bir ay oldu.Haklarında uzun uzun konuşmak isterdim.Ama ayrıntıya girdim mi çıkamıyorum, bir sürü vakit kaybediyorum.O yüzden mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım.Ben bu ay bunları okudum.

  • Kitapçıların 3 lira-5 lira reyonlarında görüp almaya tenezzeül etmediğim Tess Gerritsen romanlarına arkadaşım Türkan'ın önerisiyle başladım.Bıçak Sırtı okuduğum ilk Tess Gerritsen kitabıydı.Muhteşem bir başlangıç oldu Bir günde okudum.Çok da beğendim.
  • O gazla Çırak'a başladım.Ne yazık ki ilk olarak en güzel kitabını okumuş olduğum için bunu onun kadar beğenmedim.Ama yine de ortalama bir romandan çok daha heyecan verici ve sürükleyiciydi.İkisini de tavsiye ederim gerilim sevenlere.
  • Benim kitaplığımda okumam için bekleyen kitap kulelerim yoktur.Alırım ve okurum genelde.Nasıl olmuşsa bu Beyoğlu Rapsodisini 2004te aldığım halde okumayı unutmuşum.Kitapsız kaldığım bu ayda kitaplığı karıştırırken buldum. Çok sevindim. Bu da pek klasik Ahmet Ümit romanlarından biriydi. Ahmet Ümit'in neredeyse tüm kitaplarını okudum.Ama artık okumayacağım.Bir yerden sonra hepsi birbirine benziyor çünkü.
  • Shantaram adıyla,kabıyla,hikayesiyle beni kendine aşık etti.Tam 864 sayfa olan bu tuğlamsı kitabın her sayfasını merakla,heyecanla,yaşayarak okudum.Şiddetle tavsiye ediyorum ne okusam diyenlere..Bakın bitti bile..Haydiii görüşürüz!

Monday, September 24, 2012

Ayın Kitapları


ŞANS MÜZİĞİ-PAUL AUSTER


Daha önce anlatmıştım.Paul Auster'la tanışmamız ortaokuldaki resim öğretmenimiz yüzünden oldukça geç oldu ama çok şükür temiz oldu:) Kendimi gaza getirmek için her işi bir projeye dönüştürme eğilimindeyim ya bu ara (her zaman işe yaramasa da) Auster Külliyatını hatmetmeyi de proje olarak ele aldım.30'uma girmeden bitirmeyi planlıyorum.Çok geride kalmışım çoook..Proje falan deyu deyu ancak yetişirim:))Şans Müziği Auster'ın okuduğum ikinci kitabı ama ilk romanı..İlk olarak Kış Günlüğünü okumuştum,otobiyografiydi.Çok sevmiştim.Buna da bayıldım..Bir solukta okudum...Koca yazı tek sayfa çevirmeden geçiren bünyeme ilaç gibi geldi...Hani öyle olur ya bazen. Bir süre hiçbir şey okumazsın.Okumaktan soğursun.Öyle bir kitap okusam ki tekrar kitap okumayı sevsem dersin. Bu kitap öyle bir tat bıraktı bende.. Yol hiç bitmese,okusam okusam okusam hep okusam dedim..''Mirasyedi itfaiye eri ve serseri kumarbazın tesadüfen karşılaşmasıyla gelişen olaylar'' desem güzel bir hikayeymiş gibi gelmez size ama..Öyleydi gerçekten.. Sürükleyiciydi, samimiydi, basitti, güzeldi... Ah Jack Pozzi ah..Ne sevimli karakterimizdin sen..
SUNSET PARK-PAUL AUSTER                                                                                                         
                                                                                                     
Şans Müziği'nin tadı damağımdayken Sunset Park'ı da aradan çıkarayım dedim.''Neden Timbuktu'yu Leviathan'ı falan değil de Sunset Park'ı?'' derseniz, cevap vermek yerine kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını okurum size:''Sevginin gücüne, kaybetmenin acısına, pişmanlığın ve öfkenin yarattığı dinmek bilmez sızıya dair unutulmayacak bir hikaye..'' Sizce de yeterince etkileyici değil mi? Etkilendim ben de.. Aldım..Bitirdikten sonra da şuna karar verdim. Ben olsam o tanıtım cümlesini şöyle bitirirdim.' ....ya dair etkileyici bir hikaye...'' Yani evet etkileyici ama 'unutulmaz' da değil bence..Geçen hafta okumuştum misal ben,unuttum gitti...Gerçi  daha bu satırları yazmaya başlayalı yarım saat olmuşken, Melis 3 kere ağlayarak uyandı, su içirip, emziğini verip, azıcık sallayıp,tekmeleyip durduğu battaniyesini üstüne örtüp geldim.Aklımda 'Sabaha kadar daha kaç kere aynı şeyi yapacak, -dün gece olduğu gibi - bu gece de mi uyuyamayacağım?yoksa,yoksa uyuyabilecek miyim?Uyursam kaç saat uyurum?'Çocuklar kesintisiz uykuya ne zaman geçer? bu diş işi ne zaman biter? Yangın var diye bağırsam komşular uyanır mı?Kendimi camdan atsam kalıcı hasar oluşur mu? gibi sorular varken akşam ne yediğimi bile unuttum ben; Miles Heller'le Pilar Sanchez'in hüzünlü aşk hikayesini mi hatırlayacağım?Taam Pol taam.Kitabın unutulmaz ama ben unutkanım bu ara..Üzülme bak, cidden sorun sende değil bende..
Not:Bu da ''Ayın Kitapları Köşemi Nasıl Murdar Ettim?'' procesi olsun bari :)))

Thursday, June 28, 2012

Ayın Kitapları

Sevgili günlük çok az vaktim var ama kitap yorumlarımı şu an yazmazsam bir daha yazamam.O yüzden biraz baştan savma olacak ama hiç olmamasından iyidir.

MÜNİRE / YUSUF EL-MUHAYMİD
   Bu kitabı, kapağı ve arka kapaktaki tanıtımı dikkatimi çektiği için aldım.Gerçekten bir yaraya parmak bastığını falan sandım ama yanılmışım.Sadece Arap kadınının gizli dünyasını anlatıyor gibi yapıp insanların merakından ekmek yemeye çalışmış.Yani şunu anlatmaya çalışıyorum,hani Suudi Arabistan kadını kapalı kutudur,insanda merak uyandırır ya ,yazar bir Arap olarak, Arap kadınlarının bulduğu her fırsatta seksi kıyafetler giyip makyajlar yaparak dolaştığı gibi bir izlenim yaratarak Arap kadınını arzu nesnesi gibi göstermiş.Bu anlamda yazarı bencil ve samimiyetsiz buldum.Sadece toplu taşıma araçlarında kitap okuyan biri olarak bu kitabın otobüste halkın meraklı bakışları altında okunmasının çok uygun olmadığını söylemeliyim.Kızarıp bozararak kimse görmesin diye kapattığım çok oldu:)Onun dışında hikaye çok bildik,dili basit ve akıcı..

BAHÇEMDE YEŞEREN UMUTLAR- DEBBİE MACOMBER
 Küçük Mucizeler Dükkanı'nı anlatmıştım.Yazarın bu kitabını da çok sevdim.Hatta bunu daha çok sevdim.İnsana keyif  ve mutluluk veren bir kitap.Ayrıca bu kez merak uyandıran bölümler de vardı.Tam bir yaz kitabı,akıp gidiyor.Okuyun derim ben kısaca:)








 İNCİR KUŞLARI / SİNAN AKYÜZ
Bir ara okuldaki herkes Piruze diye bir roman okuyordu.Ben yazarına şöyle bir baktım.Burnu büyüklük edip 'haa ben o adamı biliyorum,gazetede köşe yazarı' dedim.Sanki köşe yazarı kitap yazamazmış,yazsa da ben okumazmışım gibi bir havalara girdim..Sonra bir kaç yerde İncir Kuşları'nın çok güzel bir kitap olduğunu okudum,'hadi'dedim 'önyargılarımı kırayım'.
   İyi ki okumuşum mu diyeyim okumaz olaydım mı diyeyim bilmiyorum.Diline ,üslubuna hiç girmiyorum ama hikaye çok acıydı.İnsanlıktan utandıracak kadar acı.Bosna Savaşı hakkında bir kaç kitap okumuştum daha önce ama böyle vurucu,böyle yakıcı bir etki bırakmamıştı.Ben galiba ırkçı oldum,Sırplardan nefret ediyorum.Ve gezilip görülecek yerler listeme Saraybosna'yı ekliyorum.Bilinmeyen bir gelecekte gitmek,görmek,o acıları çekenler ve orada ölenler için dua etmek nasip olur inşallah..

Wednesday, May 30, 2012

Ayın Kitabı

....daa hangi ayın kitabı..Taaa geçen ay okumuştum aslında bu kitabı ama geçen ayki yazımdan sonra okuduğum için Mayıs ayının kitabıyla birlikte yazarım dedim.Ama ne yazık ki bu ay kitap okuyamadım.Aslında bir kitaba başladım daa daha çok başındayım diye hakkında ileri geri konuşmayacağım.'Geçen' Ayın Kitabı da buydu işte:


KIŞ GÜNLÜĞÜ-PAUL AUSTER

Paul Auster adını ilk kez ortaokuldayken Resim Öğretmenimin elinde görmüştüm,'Ay Sarayı' kitabında. Resim öğretmenimiz biraz burnu havada bir kadındı.Güzel Sanatlar mezunu,İstanbullu,kokoşun da fevkinde bir kadın.Biz taşralı öğrencilerini pek sevmezdi..Benim de pek sevdiğim biri değildi anlayacağınız.Ben de hemen önyargımı oluşturdum:'bu kadının sevdiği bir şeyi sevecek değilim  heralde,demek ki büyüyünce Paul Auster okunmayacak!'Bu yaşıma kadar okumadım da (artık kadını ne kadar sevmemişsem:)Gel gör ki kitapçıdaki o kadar kitap içinden, bu kitap beni seç beni seç diye göz kırptı sanki bana..Adı da kapağı da öyle hoşuma gitti ki..Aldım sonunda..Ne iyi etmişim,Paul Auster'a başlamak için en doğru kitapmış bu.Çünkü Kış  Günlüğü'nde çocukluğunu, gençliğini, ailesini, akrabalarını,sevgililerini, sevdiği yemekleri,oturduğu evleri,gittiği okulları,üzüldüğü sevindiği şeyleri, tüm hayatını anlatmış Paul Auster ve ben onu da yaşadığı hayatı da çok sevdim.Kokoş resimciye değil bana benzediğini anladım:))Kitabı da kendisine yazmış sanki.Tüm cümlelerin öznesi,ikinci tekil şahıs.'O gün erken kalktın ve pencereyi açtığında gördün ki bıdı bıdı bıdı...'gibi.Baştan hoş gelmedi ama sonra alıştım bu dile.Hatta öyle alıştım ki bir yazımda bile kullandım.(Çok fena fikir çalarım,bilen bilir:) Kapağındaki kapı numaraları da şu ana kadar oturduğu evlerin kapı numaraları.Çok hoş bir fikir değil mi bu da?Sonra işte kitap bitti.Haftasonu kitapçıya gittiğimde yine gözüme çarptı. 'Keşke okumamış olsaydım,şimdi bunu alırdım dedim kendi kendime..Neyse haftaya karneleri veriyoruz.Kitap okumak için bol bol vaktim olacak artık..Siz de bana kitap önerseniz,misal şuan güzel bir kitap okuyan ama bunu bana söylemeye üşenen,amaaan diyen  okur,bencillik etmesen de sen de adını benle paylaşsan ne güzel olur:))


Sunday, April 15, 2012

Ayın Kitapları

KÜÇÜK MUCİZELER DÜKKANI-DEBBIE MACOMBER
   Yazarın adını bile duymamıştım daha önce.Adı ve kapağı çok güzel geldiği için aldım bu kitabı.Hem de nerden?Migros'tan..Kendisi bir marketten aldığım ilk kitap olur:)
      Dili çok sade,kolay okunuyor.Konusu da güzeldi:Birbirinden tamamen farklı 4 kadının bir örgü kursuna katılmasıyla gelişen olaylar(!) anlatılıyor.Küçük güzel hikayeler, kitabın adına yakışır mutlu sonla bitiyor..
   Ben okuldan eve dönerken otobüste kitap okuyabiliyorum sadece.Ondan,çok ağır kitapları tercih etmiyorum bu ara.Bu kitap bu açıdan beklentimi karşıladı.Keyifle okudum.Konu ve anlatım itibariyle Maeve Binchy'nin kitaplarına fena halde benziyor.Onu sevenler bunu da severek okuyacaktır.
DUYGULARIN RENGİ-KATHRYN STOCKETT

Kitabın konusu çok ilginç.1960lı yıllarda Misssisipi, Jackson'da yaşayan beyaz aileler ve onların çocuklarına bakan,ev işlerini yapan siyahi kadınlar ve onların aileleri anlatılıyor.
Çok farklı ve ilgi çekici bir konusu var ama ne yazık ki çevirmen kitabı öldürmüş.Okurken o kadar yoruldum ki anlatamam.
  Keşke şu çeviri işine biraz dikkat edilse.Çevirmen kendisi kitabı okuduğunda keyif aldı  mı acaba?Ben aynı satırı defalarca okumak zorunda kaldım.Çünkü bence kendisi yazdığını anlamamış.Kelime kelime çevirmiş ancak..O kadar da basit cümleler ki aslında,öyle edebi bir dille falan da yazılmamış ama olmamış işte.
    Kitap daha önce Yardımcı adıyla basılmış.Sonradan adı değiştirilip bir daha basılmış.Çevirmeni değiştirilip bir kez daha basılmalı bence:)Çok yüklendim galiba ama gerçekten ben çeviriye çok takılıyorum.Serde dilcilik var ya acaba orjinal cümle neydi?ben olsam bunu şöyle çevirirdim.derken kitaptan kopuyorum.Belki siz seversiniz.Bilemedim:)
SONRA HAYAT  YENİDEN  BAŞLAR-MUSTAFA MUTLU
Bilmiyorum bu ay neden böyle seçiciliğim tuttu ama ben bunu da sevmedim sevgili okurlarım:)Çok uyduruk geldi bana.Mahsun Kırmızıgül'ün hiçbir filmini izlemedim.(Küçümsediğimden falan değil,denk gelmedi sadece,yoksa severim insan olarak)Ama her şeyi aynı anda anlatmaya çalışması konusunda eleştirildiğini çok duydum.Hem Türk Kürt çatışması,hem fakirlik,hem eşcinsellik konularına vuırgu yapmış falan demişti mesela biri.Bu kitap da ona benziyor.Derdi çok:) 
   Bir de açıkçası ben siyasetle ilgili bir kitap okuyacaksam gerçek karakterlerin gerçek düşüncelerini okumak isterim ki bilgi sahibi olayım.Yoksa roman karakterlerinin ağzından sağa sola laf sokmak,siyasi mesaj vermek pek bana hitap etmiyor.Biraz olsa neyse de kitap bunun üzerine kurulmuştu.Başka konusu yoktu.Bu yüzden bana biraz samimiyetsiz geldi.Ben sevmedim ama meraklısı vardır muhakkak.Buyursun okusun  Asla sıkıcı değil,basit bir dili var,akıp gidiyor.Aynı aileden bir çok farklı ve zıt karakter ölüm döşeğindeki annelerinin başında beklerken dengeler değişiyor falan filan:)

Saturday, March 3, 2012

Ayın Kitapları

 Sur Kenti Hikayeleri - Ali Ayçil

   Bir kitaptan hiçbir şey beklememeyi çok seviyorum:)Okulun açıldığı ilk hafta çarşamba günü çok kar yağdığından öğrencilerin çoğu okula gelmedi.Öğrenci olmayınca ben de kitap okuyayım dedim,ama yanıma kitap almamışım. Öğretmenler odasındaki masada bu kitabı gördüm.Bir bakayım neymiş dedim,okumaya başladım.Alelade bir kitap sanmıştım,orda öyle sahipsiz görünce..Ne kadar yanılmışım..Muhteşemdi bana göre.Ben aslında hikaye okumayı sevmem,roman insanıyımdır.Karakterlere hemen bağlanıveririm,öyküleri bitmesin isterim. Bu kitaba bayıldım,çünkü hem bir hikaye kitabı idi, hem değildi.Şöyle ki, kitapta Sur Kentinde yaşayan ya da yolu bir şekilde oradan geçen insanların, birbirinden bağımsız ama aynı zamanda bütünlük arz eden hikayeleri vardı.Roman gibiydi,İskender'i hatırlattı bana.Her bir hikayeye  ne çok emek verilmiş,ne kadar ince ince işlenmiş her bir öykü..Misal bir nalbant dükkanının içi nasıl olur,misal bir hancı ne yer ne içer,misal bir seyis tayı ehlileştiremezse ne hisseder bilmem ben,merak da etmedim bu yaşıma kadar..İşte kitap okumayı bu yüzden seviyorum.Bunları merak eden, bilen, araştıran insanlar var..Ben kitaba bayıldım kısaca,öykülere de üsluba da..Tarih kokan kitapları seviyorsanız şiddetle tavsiye ederim.. 




Anne İş'te -Sabiha Paktuna Keskin  
                                              
 Anne olup da tanımayan yoktur Sabiha Paktuna'yı. Ben de Gülben Ergen vasıtasıyla tanıştım kendisiyle:)İşe başladığım bu ilk ayda alayım okuyayım dedim.Çocuk yetiştirmede ya da öğretmenlikte her çocuğa uygulanabilen mucizevi reçeteler olduğuna inanmıyorum ama yine de insanın okuyarak,düşünerek,araştırarak gözlemleyerek kendisini geliştirmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu kitapta da çalışan anneye işe yarayacak bir çok öneriler var ama benim durumuma uyarlar mı bilmiyorum.Evden sıvışarak ayrılmayın,çocukla konuşarak onu tekrar geleceğinize ikna edin diyor mesela ama ben saat 6,15te evden çıkıyorum.O saatte kendimi hiçbir şeye ikna edemezken bir de Melisi uyandırıp ağlatamam.Belki Melis biraz daha büyüdüğünde ben de daha yakın bir yere tayin olduğumda (olabilirsem tabi:( ) daha çok işe yarar bu bilgiler..Ama mesela kaliteli zaman geçirmenin pahalı oyuncaklar alıp çocukla oynamak değil özellikle küçükken bebeğin temel ihtiyaçlarının zamanında sevgiyle karşılanması olduğunu öğrendim içim rahatladı:))Bir de bakıcının sürekli olmasının sağlanması lazımmış,özellikle 12 ve 15.aylar kritrik olduğundan bakıcı değiştirilmemeliymiş..Kayınvalidem seneye de davam ederse iyi olur yani.
  Normalde bu şekilde kitapların içeriği hakkında bir şeyler yazmıyorum ama bu kitap da başka nasıl anlatılır ki:)
   En azından daha donanımlı bir anne olmaya çalıştığım için kendimi iyi hissettiriyor Annelik Akademisi kitaplarını okumak.Siz de böyle düşünen bir çalışan anneyseniz alın okuyun derim..


Buraya kadar okuyan varsa ona bir de notum olacak.Bu ay  KPDS için çalışmaya başlayacağımdan Haziran ayına kadar Ayın Kitapları bölümü Ayın Kitabı'na dönüşebilir ya da kendini toptan imha edebilir..Bilginize:))

Thursday, January 26, 2012

Ayın Kitapları

Ben biriktirmeyi sevdiğim için yazıyorum okuduklarımı,bir de belki zevkleri bana benzeyen birilerine az buçuk fikir vermek istediğim için..Kitap eleştirmenliğiyle uzaktan yakından ilişiğim yoktur.Durun hatta şöyle açıklayayım:

Geçen ay okuduğum İskender'i bir eleştirmen nasıl anlatmış bakın:
  •  Cemile, roman boyu ortaya çıkan ikiliğin, ikizlik hallerinin de ana ekseninde. Bireyselleşme sürecinde “ötekileşen” bir tür başat alt benlik işlevi görüyor... Pembe ile Cemile, birbirlerinin aynadaki yansımaları gibiler.
Peki ben nasıl anlatmışım?
  • Elimden bırakamadım.Melis gözlerini kapar kapamaz elime aldım,gece yarılarına kadar okudum.Bence harika bir kitaptı.
:))Eveet şimdi istediğiniz edebiyat eleştirisi okumaksa burdan evlerimize dağılabiliriz.Yok 'biz illa ki seni okumak istiyoruz,Nasıl buldun arkadaşım?Ne hissettin?Melis n'aptı?Serkan nasıl? Nolur burda kalalım!'derseniz buyrun başımın üstünde yeriniz var..Ben bu ay bunları okudum:

SERENAD-ZÜLFÜ LİVANELİ

  Okurken İmam-ı Azamın şu sözü geldi aklıma:Bilmediklerim ayağımın altına konsaydı,başım arşa değerdi.
   Genellikle kitap okumaktan beklediğim sadece keyif almak,farklı bakış açıları görmek,farklı hayatlara tanıklık etmek ama bir de yanında bir şeyler öğrendiğim zaman tadından yenmiyor.Bu kitabı çok sevmemin sebebi de bu..İkinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında ülkemizi de ilgilendiren,fakat şimdiye kadar hiç duymadığım için kurgu olduğunu sandığım(evet ne yazık ki öyle sandım) pek çok şey öğrendim..Kitabın her yerine bayıldığımı söyleyemem.Gereksiz olduğunu,mantıksız olduğunu ve yanlı olduğunu düşündüğüm bazı yerler de oldu ama kitabı bitirdikten sonra kapıldığım his,'iyi ki okumuşum' oldu.İnsanın insana ettiklerini aklım almadı bazen;bazen karakterlerin yerine kendimi koydum,bazen koymaya bile cesaret edemedim..Naçizane önerim alınız okuyunuz,pişman olmazsınız..

KÜRK MANTOLU MADONNA- SABAHATTİN ALİ

    Önyargılarım yüzünden okumayı çok ertelediğim bir kitap. Nedense adını hiç sevmemiştim,bana hiçbir şey çağrıştırmıyordu,almaya elim gitmiyordu hiç...Yine gitmedi,bir arkadaşımdan ödünç aldım.. Ama...Fakat..Lakin çok pişmanım,çok..Kesinlikle alıp kütüphaneme de koyacağım..
   Daha ilk sayfalarında bağlandım,hazine bulmuş gibi hissettim kendimi..İnsana dair,nasıl bu kadar güzel tespitler yapılabilir ve nasıl bu kadar güzel anlatılabilir?Onlarca cümlede durup düşündüm,aklımda tutmak istedim,altını çizmek istedim..Hikaye güzel tamam da ben hep yazarı düşündüm,'nasıl yazdın be adam ?' dedim sürekli.(Benzer duyguları bir de geç keşfettiğim Sait Faik'e karşı  hissetmiştim,anmadan geçemeyeceğim:)Sabahattin Alinin hayatını da merak ettim,bir müsait zamanda bu konuya eğileceğim.
Konusuna gelince Özetle 'Durgun sular derin olur', özetle ''Nerde boynu bükük bir garip görsen hor görme kimbilir ne derdi vardır'' özetle 'ben ettim siz etmeyin alınız okuyunuz.

Thursday, November 24, 2011

Bir Daha Hiç Kitap Okuyamayacağımı Sanmıştım:)

     Melis'in doğumundan sonraki iki ay postnatal depresyonun dibine vurduğum için gözümün kitap falan göresi yoktu.Benim hayatım bitmişti,bundan sonra artık kitap falan okuyamazdım,bu çocuk hiç büyümeyecekti zaten ..Lohusalığın gözü kör olsun.İnsan öyle sanıyor:)Çok şükür ikinci aydan sonra  yavaş yavaş hayatımız düzene girdiği için kitapceğizlerime kavuştum.Şimdi son 3 aydır okuduğum kitaplar hakkında bir iki şey yazıp 'Ne okusam?' diye düşünenler varsa bir nebze olsun faydalı olmak istiyorum..(Kitleleri ardımdan sürüklediğim içün didaktik olayım dedim.Şaka maka 19 kişi oldu sevgili  izleyicilerim,çoook sağolunuz varolunuz:)Şimdi ciddiyetle kitaplara geçelim:



1.Uzun Beyaz Bulut Gelibolu/Buket Uzuner : Buket Uzuner'in kitaplarından çoğunu okudum.Çok güzel yazıyor ama bazen kitaplarının sonu çok tatmin edici olmuyor.Bu kitap öyle değildi çok şükür.Sonuna kadar keyifle okudum ve okumayı çok özlediğimi fark ettim..Çanakkale savaşı üstüne çift katmanlı bir kitap.Hem savaş zamanında yazılan mektuplarla ilerleyen bir hikaye var hem de 2000li yıllarda devam eden bir hikaye var.İkisi de akıcı,merak uyandıran,insanı içine alan hikayeler..Sıkılmadan okunuyor.Tavsiye ederim.
 Bir de kitapta geçen şuna benzer bir cümle beni çok etkiledi.Anzaklar haksız oldukları bir savaşta yenilen atalarının anısına hala sadakatle bağlıyken biz kendi ülkesini yedi düvele karşı çok zor şartlarda savunan haklı ve galip atalarımıza haksızlık ediyoruz.Çok haklı ve çok acı bir cümle bu.Melis'i kesinlikle Çanakkale'ye götüreceğim büyüdüğünde.Çanakkale küçümsenecek bir zafer değil.Hakkıyla kutlanmalı.



2.Hulki Bey ve Arkadaşları:/Yiğit Okur Açıkçası böyle bir yazar olduğunu bile bilmiyordum.Kardeşim annemle göndermiş.Başka  kitabım olmadığından okudum,yoksa adı pek cazip değildi.Akıcı bir kitap,kolay okunuyor.1950-70li yıllar arasında 4 arkadaşın hikayesini anlatıyor.Çok etkileyici bir kitap olduğunu söyleyemem.
Bence:Vaktiniz bolsa,yapacak işiniz yoksa okuyabilirsiniz





3.Merhaba Bebek/Sinem Olcay Kademoğlu: Geç bulduğum için çok üzüldüğüm bir kitap.Keşke hamileyken alıp okusaydım.Çok faydalı,ihtiyaç duyduğun tüm bilgiler var,tüm endişelerinin,korkularının açıklaması var.Lohusanın el kitabı resmen.Tanıdığım bütün hamilelere zorla alıp okutacağım.
Bence:Bebek bekliyorsanız  ya da bebek sahibi olmayı düşünüyorsanız mutlaka okumalısınız.





4.Babil Köpekleri/Carolyn Parkhurst:Bu kitabı da 2 ay önce falan D&R'ın ucuzluk köşesinden 4 liraya almıştım.İyi bir kitap olsa neden 4 lira olsun falan diye önyargılar geliştirmeyi de ihmal etmemiştim.Fevkalade yanılmışım.Genç bir yazarın ilk romanı.başka yazarsa onları da alacağım.Çünkü harika bir kitaptı.Çok heyecan verici bir hikayesi var.Paul Iverson adlı bir akademisyen,karısının ağaçtan düşerek öldüğünü ve bu olayın tek şahidinin köpeği olduğunu öğreniyor.Köpeğe konuşmayı öğreterek o gün olanları öğrenmek için çalışmaya başlıyor.Sonuna kadar zevkle okudum.
Bence:Okursanız seversiniz:)


  • Kitapçıda gezerken hiç İnci Aral okumadığımı farkettim.İnci Aral'ın Mor adlı kitabını aldım.Aslında üçlemeymiş ama diğerlerinin kapağını okuduğumda pek hoşlanmadım.Bu kitap ilgimi çekmişti.Cep boy,250 sayfa kadar okudum,gayet iyi gidiyor.Sırada İskender var..Çok heyecanlıyım:))

Monday, May 16, 2011

Beklerken...

36.haftadayız resmi kayıtlara göre...40.haftayı beklerken ben,
  • Alışveriş yapıyorum:Serkan'la ne zaman dışarı çıksak bir şekilde bebek eşyaları satan bir mağazaya çıkıyor yolumuz ne hikmetse!Elimi attığım her şey için: 'buna gerçekten gerek var mı?'dese de ağzından girip burnundan çıkıp küçük de olsa bir şeyler alıyorum.Dün saç bandı aldık iki tane,2 tane de alt eşofman ya da pijama öyle bir şey işte.  Bugün Çamlıca e-bebek mağazasına gittik.Her şeyi bir arada bulabileceğiniz büyük,güzel bir mağaza.Çok fazla ürün ve marka seçeneği var.Bizim amacımız bebek arabası almaktı ama kısmet değilmiş.Fiyatlar öyle uçuktu ki inanamadım.Bazı markaların fiyatları gerçekten çok abartılı.2000 liraya bebek arabası alınır mı nidalarıyla o kattan ayrıldık.Üst katlardan biberon,önlük,oyun halısı bir tane de battaniye aldık.2-3 aydır sürekli  bir şeyler alıp dursak da hala eksikler var.
  • Hayal kuruyorum:Doğumu hızlıca ileri sarıp kızımın evde bizimle olduğunu hayal ediyorum,giysilerini giydiğini,yatağında uyuduğunu,güldüğünü,onu kucağıma aldığımı,kokladığımı hayal ediyorum.Yüzünü,saçlarını hayal etmeye çalışıyorum bazen,sonra hemen vazgeçiyorum.Ne çıkarsa kabulüm diyorum.Sonra daha ileri sarıp,büyüdüğünü birlikte yolculuklara çıktığımızı hayal ediyorum.Şimdi böyle hamileyken her yer ne kadar ulaşılmaz..
  • Misafir ağırlıyorum:Çalışmanın insanın hayatını ne kadar düzenli kıldığını izne çıktığımda anladım.Okula giderken her gün aynı saatte kalkıp kahvaltı ediyordum,aynı saatte öğle yemeği yiyordum.Atıştırma saatim bile belliydi,saat 9daki uzun teneffüs.Ama şimdi yattığım saat belli değil,kalktığım saat belli değil.Kahvaltıyı öğle yemeği saatinde yapıyorum,öğün atlamış oluyorum.Her gece yarın sabah Serkan işe giderken kalkıp bir daha yatmayacağım desem de,uyugulamayı  hiç başaramadım.Sonra Serkan giderken kalkıp kahvaltı yapıp geri yatacağım dedim ama o konuda da muvaffak oldum denemez:Temizlik yapmak da istemiyor canım.Ben de dedim misafir çağırayım,böylece erken kalkarım,temizlik yaparım,yiyecek bir şeyler hazırlarım,yorulduğum için erken de yatarım:)Bu vesileyle gündüz ayrı akşam ayrı misafirler çağırıyorum.Hazırlık kısmı biraz yorucu olsa da misafirler gelince bana pek iş bırakmıyorlar.Güzel oluyor vesselam:)
  • Telefonla konuşuyorum: Bunu pek isteyerek yapmıyorum ama bütün akrabalarımız uzaklarda.Her gün annemle,ablamla,kayınvalidemle,eltimle,yakın arkadaşlarımla,ya da 'kız hamile bir arayalım hatrını soralım' diyen uzak arkadaşlarla konuşuyorum.Çenem de pek düşük olduğundan uzun sürüyor biaz.Keşke şu ayrıntı işini biraz azaltabilsem...
  • Kitap okuyorum:.Can Dündar'ın Lüsyen adlı kitabını okudum.Birilerine bir şey önerirken kılı kırk yararım,beklentileri yüksek olmasın,aman bu muydu önerdiğin demesinler diye ama ben bu kitabı çok beğendim.Tarihle ilgili kitapları severim,biyografileri de severim.İlginç karakterler tanımayı,benimkinden çok farklı hayatlar okumayı severim.Bu kitabı da bu sebeplerle sevdim.Tarih konusu biraz eksik.Yani bu kadar olaylı bir dönemde geçen bu kitapta Abdülhak Hamid  Beyin ne zaman ortalık karışsa,sular durulana kadar hep biryerlerde saklanması,ya da bir şekilde olaylardan uzakta,kenarda durması sebebiyle önemli tarihi olaylar hep kısa geçilmiş.Gerçi tarih romanı olma iddiasında değil kitap zaten.Lüsyen'le aralarındaki ilişki ise bana göre anlaşılmaz.Açıkçası tanıyınca Abdülhak Hamid Tarhan'ı sevmedim ama böyle bir insan,böylr bir  hayat,böyle bir ilişki şekli olduğunu öğrenmiş oldum en azından.Can Dündar gerçekten çok emek vermiş,ellerine sağlık.Şimdi Milan Kundera'nın Bilmemek adlı kitabına başladım.Kundera'yı hep duymama rağmen ilk defa okuyorum.Doğru kitapla başlamışım sanırım.Sevdim kendisini.Başka kitaplarını da almak istiyorum kısmetse.
  • Film izliyorum: Zoraki Kral'ı izledim geç de olsa.Aldığı Oscarlar helal olsun diyorum sadece.Onu da çok sevdim (sanırım pek seçici değilim)
  • Ve Korkuyorum:Doğumu düşünmeye korkuyorum.Her gece yattığımda ya şimdi sancılanırsam,bu gece doğrursam diye düşünmekten de korkuyorum.Hiç bir zaman kendimi doğuma hazır hissetmeyecekmişim gibi geliyor.Dua ediyorum hep çok canım yanmasın,dayanabileyim,abuk bi saatte olmasın,mümkünse haftaiçi mesai saatleri içinde doğum yapayım diye:))Allah hayırlı bir zamanda gerçekleşmesini nasip eder inşallah!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...